Çocukken çoğumuz karanlıktan korkmuşuzdur; odanın ışığı sönünce köşelerde bir şeylerin kıpırdandığını hayal etmişizdir. Lights Out – Işıklar Sönünce (2016), tam da bu ilkel ve evrensel korkuyu alıp beyazperdeye taşıyan doğaüstü bir korku filmi. Yönetmen koltuğunda, ilk uzun metrajıyla David F. Sandberg oturuyor; arkasında ise The Conjuring, Insidious ve Saw gibi modern korku klasiklerinin ismi James Wan var. Senaryoyu, "Arrival (Geliş)" gibi nitelikli işlere imza atan Eric Heisserer yazmış. İlginç olan, filmin tamamen Sandberg'in 2013'te eşiyle çektiği, internette viral olan kısacık bir korku filminden doğmuş olması.
Filmin fikri kulağa fazlasıyla basit geliyor ama bir o kadar da etkili: ışık yanınca kaybolan, yalnızca karanlıkta var olabilen bir varlık. Diana adındaki bu ürkütücü figür, loş ortamlarda beliriyor, ışığı gördüğü an yok oluyor. Bu yüzden bir lambanın titremesi, bir el fenerinin azalan pili, hatta bir mum ışığı bile filmde gerilim dolu birer ana dönüşüyor.
Hikaye, evden uzaklaşarak çocukluk korkularını geride bıraktığını sanan Rebecca (Teresa Palmer) etrafında şekilleniyor. Küçük üvey kardeşi Martin'in (Gabriel Bateman) geceleri bu karanlık varlık yüzünden uyuyamadığını öğrenince, istemese de geçmişiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
İşin asıl tüyler ürpertici yanı şu: Diana'nın, çocukların annesi Sophie (Maria Bello) ile gizemli ve karanlık bir bağı var. Rebecca araştırdıkça, Diana'nın yıllar önce annesinin yakın olduğu, ışığa karşı aşırı hassas bir hastalığı bulunan biri olduğunu ve ölümünden sonra ruhunun bir şekilde Sophie'ye tutunduğunu keşfediyor. Üstelik bu varlık, yalnızca Sophie kötü ve çökkün bir dönemdeyken güç kazanıyor.
İşte bu detay, Lights Out'u sıradan bir "korkut-kaç" filminden ayırıyor. Çünkü film, satır aralarında depresyonun bir aileyi nasıl gölgesi altına alabileceğine dair sessiz bir metafor gibi de okunabiliyor. Karanlıkta beslenip ışıkta zayıflayan o varlık, bir annenin içindeki karanlığı temsil ediyor adeta. Bu katman, korkunun ötesinde insanı biraz da düşündürüyor.
Teknik olarak da film işini iyi yapıyor. Yalnızca 81 dakikalık süresiyle lafı hiç uzatmadan gerilimi baştan sona diri tutuyor. Sandberg, ışık ve karanlık oyununu ustaca kullanıyor; korku, ucuz bir gösteriden çok "ya ışıklar sönerse?" hissinin üzerine kuruluyor. Yaklaşık 5 milyon dolarlık mütevazı bütçesine rağmen dünya çapında 148 milyon doları aşan hasılatıyla, yılın en büyük korku sürprizlerinden biri oldu.
Filmin finali ise hem karanlık hem de beklenmedik biçimde duygusal; bir annenin çocuklarını korumak için göze aldığı büyük bir fedakârlık üzerine kurulu. Fazla detaya girip tadını kaçırmak istemem; ama bu kapanışın, film vizyona girdiğinde epeyce konuşulduğunu söyleyebilirim.
Kısacası Lights Out – Işıklar Sönünce, basit ama parlak bir fikri akıllıca işleyen, kısa, tempolu ve ara ara sizi düşündüren bir korku filmi. Çok kanlı sahnelerden çok atmosfer ve gerilimle korkutmayı seven biriyseniz tam size göre. Karanlıkta bir şeylerin sizi izlediği hissini sevenlerdenseniz, bu filmi kaçırmayın. İzlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler..