Bazı filmler vardır, fragmanını izlediğinizde “tamam, bu görsel şov olacak” dersiniz ama filmi izlemeye başladığınızda olay sadece görsellikte kalmaz. Alita: Battle Angel benim için biraz böyle bir film. İlk bakışta bol aksiyonlu, efektleriyle öne çıkan bir bilim kurgu filmi gibi görünüyor. Fakat hikâyenin içine girdikçe Alita’nın kim olduğunu bulma çabası, geçmişini keşfetmesi ve kendine ait bir yer araması filmi daha sıcak, daha duygusal bir noktaya taşıyor.
2019 yapımı olan filmin yönetmen koltuğunda Robert Rodriguez oturuyor. İşin mutfağında ise James Cameron gibi büyük bir isim var. Zaten filmi izlerken bunu hissetmemek pek mümkün değil. Dünya tasarımı, teknolojik detaylar, aksiyon sahnelerinin büyüklüğü ve özellikle Alita karakterine verilen özen, filmin sıradan bir bilim kurgu işi olmadığını gösteriyor. Burası karanlık, kirli, tehlikeli ama bir o kadar da merak uyandıran bir gelecek dünyası.
Hikâye, gelecekte geçen distopik bir şehirde başlıyor. İnsanların, robot parçalarının ve gelişmiş teknolojinin iç içe geçtiği bu dünyada alt tabaka halkı Iron City adı verilen yerde yaşamaktadır. Yukarıda ise herkesin ulaşmak istediği, daha seçkin ve gizemli bir şehir olan Zalem vardır. Iron City’de yaşayan insanlar için Zalem neredeyse bir hayal gibidir. Herkes oraya çıkmak ister ama kimse gerçekten oraya nasıl ulaşacağını bilmez. Bu ayrım, filmin atmosferine güzel bir sınıf çatışması hissi katıyor.
Alita’nın hikâyesi ise bir hurda yığınında başlıyor. Doktor Dyson Ido, parçalanmış hâlde bulduğu bu cyborg bedeni onarır ve ona yeni bir hayat verir. Alita gözlerini açtığında kim olduğunu, nereden geldiğini ve geçmişinde ne yaşandığını bilmez. Bir çocuk gibi dünyayı yeniden keşfetmeye başlar. İnsanlara, sokaklara, yemeklere, dostluğa ve tehlikeye ilk kez dokunuyormuş gibi yaklaşır. Filmin en güzel taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Alita, bedeni savaşmak için yaratılmış olsa da ruhu hâlâ saf, meraklı ve sevilmeye açık bir karakterdir.
Rosa Salazar’ın hayat verdiği Alita karakteri, filmin kalbi diyebiliriz. Büyük gözleri, farklı yüz yapısı ve dijital görünümü ilk başta biraz alışılması gereken bir tercih gibi durabilir. Fakat birkaç dakika sonra bu görüntüyü sorgulamayı bırakıp karakterin duygusuna kapılıyorsunuz. Çünkü Alita sadece güçlü bir savaşçı değil. Aynı zamanda kim olduğunu anlamaya çalışan, hata yapan, güvenen, kırılan ve yeniden ayağa kalkan biri. Onu izlerken bir makine değil, kalbi olan bir karakter gördüğünüzü hissediyorsunuz.
Doktor Ido ile Alita arasındaki ilişki de filmi daha duygusal yapan taraflardan biri. Ido, onu sadece tamir eden bir doktor değildir. Zamanla ona baba gibi yaklaşmaya başlar. Alita’yı korumak ister, geçmişindeki tehlikeli tarafların tekrar ortaya çıkmasından korkar. Fakat Alita’nın içinde bastırılamayan bir güç vardır. O, sıradan bir cyborg değildir. Geçmişinden gelen savaş yetenekleri yavaş yavaş ortaya çıktıkça, aslında çok daha büyük bir hikâyenin parçası olduğunu anlamaya başlarız.
Filmin aksiyon tarafı gerçekten çok güçlü. Özellikle dövüş sahneleri oldukça akıcı ve sert. Alita’nın hareketleri hem zarif hem de ölümcül görünüyor. Bir sahnede kırılgan ve masum dururken, birkaç saniye sonra karşısındaki herkesi darmadağın edebilecek bir savaşçıya dönüşebiliyor. Bu geçişler filme ayrı bir enerji katıyor. Özellikle Motorball sahneleri, filmin en heyecanlı bölümleri arasında. Hız, tehlike, rekabet ve görsel efektler birleşince ortaya izlemesi oldukça keyifli sahneler çıkıyor.
Ama Alita: Battle Angel sadece “güçlü kız herkesi dövüyor” tarzı bir film değil. Bence filmi ilginç yapan şey, Alita’nın kendi değerini keşfetme yolculuğu. Ona sürekli kim olduğu söyleniyor, ne olması gerektiği anlatılıyor, geçmişi üzerinden şekillendirilmeye çalışılıyor. Fakat Alita, zamanla kendi kararlarını kendi vermeyi öğreniyor. Kimin yanında duracağına, ne için savaşacağına ve nasıl biri olacağına kendisi karar vermek istiyor. Bu da filmi daha kişisel bir hikâyeye dönüştürüyor.
Hugo karakteriyle olan ilişkisi ise filme gençlik ve romantizm tarafı katıyor. Hugo, Alita’nın bu yeni dünyayı tanımasında önemli bir rol oynuyor. Onunla birlikte Alita, sadece savaşmayı değil, sevmeyi, güvenmeyi ve hayal kurmayı da öğreniyor. Tabii bu dünyanın masum duygulara pek izin vermeyen sert bir yapısı var. Bu yüzden aralarındaki bağ da zamanla daha dramatik bir hâl alıyor.
Filmin kötü karakterleri ve arka plandaki güç dengeleri de hikâyeyi büyüten detaylardan. Iron City’de herkesin bir şekilde Zalem’e ulaşma hayali var. Bu hayal, insanların zaaflarını kullanmak isteyen güçlü kişilerin elinde tehlikeli bir araca dönüşüyor. Alita ise bu düzenin içine düştükçe, sadece kendi geçmişini değil, yaşadığı dünyanın çürümüş taraflarını da görmeye başlıyor.
Görsel anlamda Alita: Battle Angel gerçekten etkileyici bir film. Şehrin tasarımı, cyborg detayları, savaş sahneleri ve karakter animasyonları oldukça başarılı. Film boyunca sürekli bakacak yeni bir detay buluyorsunuz. Mekânlar canlı, dünya kalabalık ve teknoloji hissi güçlü. Özellikle bilim kurgu seven biriyseniz, bu atmosfer sizi kolayca içine çeker.
Elbette filmin bazı yerlerinde hikâye biraz hızlı ilerliyor. Bazı karakterler daha fazla derinleştirilebilirdi. Hatta film bittiğinde insan “devamı nerede?” diye düşünüyor. Çünkü Alita’nın dünyası çok geniş ve anlatılacak daha çok şey varmış gibi hissettiriyor. Yine de bu durum filmi zayıflatmaktan çok, devamını merak ettiren bir etki bırakıyor.
Kısacası Alita: Battle Angel, aksiyon, bilim kurgu ve duygusal karakter hikâyesini bir arada sevenler için oldukça keyifli bir yapım. Alita’nın hem savaşçı hem de kırılgan tarafını izlemek filmi sıradan bir görsel şölen olmaktan çıkarıyor. Robert Rodriguez’in yönetmenliği, James Cameron’ın katkısı ve Rosa Salazar’ın başarılı performansıyla ortaya hem göze hem de duyguya hitap eden bir film çıkmış.
Eğer gelecek dünyalarında geçen, güçlü kadın karakterleri olan, bol aksiyonlu ama içinde duygusal bir taraf da barındıran filmleri seviyorsanız Alita: Battle Angel kesinlikle izlenmeyi hak ediyor. Bence bu film, özellikle bilim kurgu sevenlerin listesinde olması gereken, temposu yüksek ve dünyasıyla akılda kalan yapımlardan biri.